Doğasıya Gezgin
İnsanların çoğu hayatları boyunca bir yerlere gelebilmek için çalışır, ben ise gidebilmek için...
Fas
Sahra Çölü
Norveç
Preikestolen
food-nature-autumn-nuts
Seyahatlerim

Murat Alemdar ile Otostop Dili

8.2.2017 20:41:41

 

Fas'ın Casablanca'sından Marakeş'ine uzanan otostop macerası





Gecenin zifiri karanlığında saat 01:00 suları. Fas'ın elektrik çekilmemiş yollarına fener tutup işaret veriyoruz, yanımızdan geçen arabalara.

 

Neden?

 

Bize çarpmayıp sol şeride geçsinler diye.

 

Başka ne gelir elimizden?

 

Bilmiyoruz.


Ülkeye dün giriş yaptık, 10 gündür buradaymışız gibi sanki. Her dakikamız, her tanıştığımız insan o kadar dolu dolu ki bazen bu kadarını haketmediğimizi düşünüyoruz.

 

Yaklaşık iki saat önce Casablanca'da otostop çekiyorduk esasında. Türk bayrağını açtıktan beş dakika sonra Murat Alemdar'ın tırı durdu. Ağzından Agadir çıktı abimizin ve sorar bakışları üzerimizdeydi. Halas(tamam) dedik, yol üstünde olan Marrakesh'te inmeye karar verdik. Kendisi Fas'lı olan Murat abimizin ingilizcesi yok, Arapçası tıkırında, Bob Marley hastası ve kalbi tertemiz. Durup durup Bob Marley diyor, her seferinde kahkaha atıyoruz. Murat Alemdar, Memati, Abdülhey üçlüsüne hastaolangiller familyasından kendisi. Karnını gösterip ovuyor, sonra soran bakışlarla bizi işaret ediyor. Yeni yedik, "şükran" diyoruz.

 

Uğur mutluluktan havada gördüğü bir bulutu seçip üzerine yatmış, manzarayı izliyerek çöl havasını ciğerlerine çekiyor. Yurtdışında ilk otostopunu da yaptı, keyfi yerinde.

 

80 km hızla Afrika'nın 40 dereceyi aşan çöllerine doğru yaklaşıyoruz, sıcaklık bir saatte bir derece artıyor. Murat abiyle ortak konularımızı bulup Arapça'da bildiğimiz 3-5 kelime ve çoğunlukla beden diliyle anlaşmaya çalışıyoruz. Ben genelde susup Uğur'u izliyorum, ilk otostoplarımın onun bindiği arabalar gibi, tanıştığı insanlar gibi olmasını çok isterdim diye belirtiyorum laf arasında. Canım kardeşim, şans getirdi seyahatimize.

 

İki kelimeyi bir araya getiremiyoruz Murat abimizin karşısında, bir o kadar da güzel anlaşıyoruz. Bize iki tane sprite uzattı, dolabına baktım başka içeceği yok. Uğur'la beraber paylaştık bir tanesini. Murat abi o kadar düşünceli ki her seferinde "bu kadar da değildir herhalde" dedirtiyor bize. Radyosu çekmedi, dönüp "Music?, Turkish music" diye sordu. Orhan babanın güzel sesini hoparlöre verdik, " Beni Böyle Sev Seveceksen, Olduğum Gibi Göreceksen" sözleriyle bilinmezliğe doğru yol alıyoruz.

 

İçimizde mutluluk, parmaklarımızın arasında bir tutam kız saçı. Ahmed Arif ne güzel insan.

 

Hava yavaştan kararıyor. Bu kadar huzurun fazla olduğunun biz de farkındaydık ki bütün tırı inleten bir ses arka taraftan öne doğru duyuluyor. Afrika'da yağmur başladı sanki, gök inledi yıldırım tırın üzerine düştü. Römorka gelen darbeyi damarlarımızda hissediyoruz, yüzümüz donuk biçimde. İlk günümüzde, bu aşina olmadığım yollarda ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Kafamdan geçiriyorum, yola kapan kurduklarını, az sonra önümüzü kesip ellerinde kalaşnikoflarla bizi gasp edeceklerini hayal ediyorum. Teröristler ne taraftan gelecek diye etrafa bakıyordum ki gözüm sol taraftaki aynaya takıldı. Zibillah gibi tır tekeri. Yolun ortasında, bitap düşmüş, alıcısını bekliyor. Bizim tır biraz sağ, biraz sol yaptı. Peki ya Murat Alemdar? Yüzünde tırı devirecek bir kaza olmadığını, sadece sallandığımızı ve az sonra duracağımızı belli eder bakışlarla ve vücudunda temkinli bir rahatlıkla frene basıyor. Durmayı hedefliyor, yavaşlıyor ve sağa çekiyor. Ben hala fara kitlenmiş tavşan misali soldaki aynaya kitlendim, yolda bekleyen tır tekerini izliyorum. İşte geliyor karşıdan bir kurban. Tek şeridi var, diğer şeritte biz durduk. Ya bize vuracak, ya soldaki bariyerlere ya da tekere. Ve mantıklı olanı yapıp tekerin kenarına vuruyor, önce sallanıyor, sonra kendine gelip yola devam ediyor. Bu sefer teker, arabanın darbesiyle yolun tam ortasına geldi. İkinci kurban tekerin tam üzerinden geçmek zorunda kalıyor ve yalpalayarak sağ şeride geçip hemen önümüzde duruyor. Teker yolun kenarına durdu, biz ise 1 km kadar ileriye gidip durduk. Murat Alemdar aşağıya indi, önce bekledik sonra biz de yardım için indik. Alemdar, servis numaralarını çoktan aramıştı. Krikoyu, bijon anahtarını, sinyal levhasını ve bilumum alet edevatı çıkardık. Sağ arka tarafta yan yana duran iki teker de parçalanıp içindeki telleri yamulmuş halde bize bakıyordu. Krikoyu yerleştirip, bijon anahtarını yerine koyduk ve bijonları çevirmeye çalışıyoruz. Ama ne fayda.. Bijonlar dönmüyor bile. Hava tamamen karardı. Tam bu sırada arkamızdaki tarlada bir fener belirdi, aheste aheste bize doğru geliyor. Murat Alemdar uzun bijon anahtarını eline alıp çoban misali bekliyor, biz de bekliyoruz. Yaşlı bir adam geldi yanımıza, zararsız bir insana benziyor. Bu saatte ziyaretçi beklemediğimiz aşikâr. Murat Alemdar ile biraz muhabbet ettikten sonra o da bijon anahtarına çıkıp bijonu çevirmeye çalışıyor, olmuyor. Adam, tekrar karanlığa gidip bize o anın zorluğundan dolayı hayatımızda yiyeceğimiz en güzel Fas gözlemesini ve Naneli sıcak Fas çayını getiriyor. Çölde su bulmuş gibi sevinçliyiz. Gecenin bu saatinde karanlıktan bir adam çıkıyor. Açızdır diye yemek ikram ediyor ve arkasına bile bakmadan gidiyor.

 

Karınlar doydu, çalışma zamanı. Murat abi tırı biraz ileri, biraz da geri alarak bijonu çevirmeyi deniyor ve sonunda dönüyor. Uzun süre bu işlemini yaparak iki tekeri birden çıkaracağız. 1 saat sonra servis gelip ihtiyacımız olan bazı alet edevatları bırakıyor ve yoluna devam ediyor. Tüm bu işlemler arasında yolda bir fener ile bekliyoruz.


Gecenin zifiri karanlığında saat 01:00 suları. Fas'ın elektrik çekilmemiş yollarına fener tutup işaret veriyoruz, yanımızdan geçen arabalara.

 

Neden?

 

Bize çarpmayıp sol şeride geçsinler diye.

 

Başka ne gelir elimizden?

 

Bilmiyoruz.


Çift şeritli Casablanca-Marakeş yolunda, sadece işaret diliyle hissederek muhabbet ettiğimiz Murat Alemdar, Uğur Kavas ve ben yolun kenarına atılmış taşlar yüzünden kaza yapıyor ve 3 saattir zifiri karanlıkta bekliyoruz. Murat Alemdar o kadar sıcakkanlı ki, dil olmasa da çok iyi anlaşıyor, hatta bazı konuları uzun uzadıya devam ettiriyoruz. Bütün bu kazaya rağmen çok mutluyuz.


 

Neler gördük?

 

*Her zaman ki gibi otostop, yalnızca bir yerden bir yere gidebilmek için kullanılan bir araç değilmiş.

 

*Otostop kültürü hayatın her parçasına biraz dokunup, acısını da tatlısını da içinde barındırıyormuş.

 

*Aynı dili konuştuğun insanlarla iletişim kuramazken, konuşamadığın bir insanla hissederek daha iyi anlaşabilirmişiz.

 

*Ve son olarak, bir dostun da dediği gibi:

 

"Biz bu yollara, onları bitirmek için çıkmamışız"




TAGS
YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmadı. İlk yorumu siz yapmak ister misiniz ?
Doğasıya Gezgin

İzci Lideri
Hiçbir yerli
Mütemadiyen kendini yollara vurup otostopun kendisine kazandırdıklarını paha biçemez.
Sokak aralarında pedallar.
Hayata analog bakar.

Adım Adım Dünya Turu
Kilometre
: -
Otostop
: -
Şehir
: 174
Ülke
: 32
EN ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK
 
INSTAGRAM
 

 

Doğasıya Gezgin (@dogasiyagezgin)'in paylaştığı bir gönderi (Eyl 7, 2017 at 11:03öö PDT)

Ad

www.kampcity.com